Space and time capture the imagination like no other scientific subject. For good reason.
Whenever you move around, imagine your Now shifting away from the Nows experienced by all others not moving with you.
20.12.2008
5.12.2008
Hayattaki en buyuk teselli zaman duygusunu unutmaktir.
Kalbime isleyen tek bir sey yapti; yemegin ortasinda durup dururken bir gun cok mutlu olacagimi, bunu sezdigini soyledi. Iste bu soz, hayatin mutluluk ihtimalinin bana gercekten kapandigini anlamami sagladi.
4.12.2008
Mutluluk, insanin sevdigi kisiye yakin olmasidir sadece.
-Hayattan korkuyorum galiba doktor bey!
-Ask acisinin bir butun oldugunu soylemek isterim. Gercek ask acisi, varligimizin en temel noktasina yerlesir, bizi en zayif noktamizdan simsiki yakalar ve diger butun acilara derinden baglanarak butun govdemize ve hayatimiza hic durdurulmayacak sekilde yayilir. Eger umutsuzca asiksak, baba kaybindan en soradan talihsizlige, mesela anahtarimizi kaybetmeye kadar her sey, diger butun acilar, dertler ve huzursuzluklar her an yeniden kabarmaya hazir olan bu asil istirabimizin tetikleyicisi olur. Benim gibi ask yuzunden butun hayati alt ust olmus gibi hisseden biri, diger butun dertlerinin cozumunun de ask acisinin sona ermesiyle mumkun olacagini sandigi icin, icindeki yarayi istemeden de derinlestirir.
- Aristo, "simdi" dedigi tek tek anlar ile Zaman arasinda ayirim yapar. Tek tek anlar, tipki Aristo'nun atomlari gibi bolunmez, parcalanmaz seylerdir. Zaman ise, bu bolunmez anlari birlestien cizgidir. Zaman'i, simdileri birlestiren cizgiyi "unut" ogudune ragmen ne kadar gayret etsek de, aptallar ve hafizasizlar haric kimse butunuyle unutamaz.
29.10.2008
7.10.2008
you see me.
21.09.2008
does someone have a tape?

chemicals will knock you down. cause i know you can`t sleep. i want you to remember everything you said. it's all around you. your phone is off the hook. the snow on my lenses distorting the image of what was only one of you and i didn't know which one to address as your lips moved. whenever i come back, the air on railroad is making the same sounds and the shop fronts on holly are dirty words.
now we all know the words were true. malheuresement.
12.09.2008
bunny suicide.
Kozmik kara deliklerin dünyayı yutabileceği şu günlerde, bir kere daha farketmiş olduğumuz gibi: mutluluk, mutsuzluk, acı, ün, başarı diye sınıflandırılmaya çalışılan portakallar aslında hep başkalarına bağlı...
Halbuki bilimde sabit bir değişmez olmadan ilerlemeye çalışmak çoğu zaman başımızı belaya sokar. Pi sayısının sabitliğini ispatlamak için sayfalarca - tahtalarca mı demeliyim- demonstration gösterebilecek kapasitede olmama rağmen, şu an yaptığım iş bunlardan hayli uzak. Aslında eskiden çok sık yaptığımız ama şu sıralar pek de boşladığımız o ünlü oyun gecelerine dönecek olursak, zaman yolculuğu ve pi sayısı üzerine saatlerce konuşabilir ve bunların hepsine de bilimsel kılıflar bulabilirim.
sizi hiç şaşırtmadan...
Her name is Clara.
O müthiş mağazaya girdiğim zaman o kadar etkilenmiştim ki sanki sanatçısına saygımı göstermem gerekircesine bir parça elbiseye binlerce küsür para ödemiştim. Şimdi düşünüyorum ama adamın ismini hatırlayamıyorum. Halbuki şimdi o ülkeye tekrar gitsem pıtır pıtır yürüyerek sokakları caddeleri geçer, sola sonra da sağa dönüp orayı tekrar bulabilirdim. Hatta detayları o kadar aklımda ki, doğumgünümde o sokağın paralelinde bir otelde kalmıştık. Ne istediğimizi şu an tam hatırlamıyorum ama oda servisi için içeri giren görevlinin ne kadar da uzun boylu ve iri olduğu hala aklımda... Zaten hikayede kimsenin dikkatini çekmeyen saçma sapan detaylar hep benim aklımda kalır. Nedense sebebini hala bilmiyorum.
Yan caddede elmas satıcılarının olduğunu hatırlıyorum. O sokakta gezerken aslında herşeyin ne kadar da dramatik geldiğini hatırlıyorum.
Hintlilerin zekasını her zaman takdir etmiş olsam da bileklerine kelepçeli çantalar ve o çantalar içindeki milyonlarca euroluk elmaslara hiçbir zaman anlam veremedim. Kadınların neden mücevher takmak istediğine, neden birine evlenme teklif etmek için pahalı mücevherler alınması gerektiğine anlam veremediğim gibi...
Sonra gecenin bir vakti tüm ısrarlara rağmen arabadan birşeyimi almak için dışarı çıkmak için ısrar etmiştim. Aslında bu öylesine bir mazeretti. Kapıdan çıkarken, otel görevlisinin neredeyse yerlere kadar eğilerek beni selamlaması aslında çok utandırdı beni. Bu merasimleri her zaman gereksiz ve utanç verici bulmuşumdur. Karşıdaki kocaman parka doğru yürüdüm. Her zamanki gibi yağmur yağmıştı ki yağmur bu ülkenin vazgeçilmezlerinden biriydi ne yazık ki... Orada durup sigara içtiğimi, yanımdan geçen Hintli elmas satıcılarına hüzünle baktığımı hatırlıyorum.
Şimdi bu olaydan çok sonra, neden bu anı düşündüğüm sorulacak olursa, bunun cevabı olarak yeni kesilmiş çimlerin kokusunu öne sürebilirim. Aslında insanların yaşadığını iddia ettiği deja-vu'ler kokulardan kaynaklanır.
Ekim 2007'de koca bir plazanın milyonbilmemkaçıncı katında çalışırken gökyüzüne baktığım zaman; her ne kadar kesilmiş çim kokusunu duymamış olsam da aynı şeyi hissetmiştim. Aslında ne o plazayı ne de o şehirdeki oteli sevmiştim.
10.09.2008
marginal efficiency of capital
Annual percentage yield earned by the last additional unit of capital. It is also known as marginal productivity of capital, natural interest rate, net capital productivity and rate of return over cost.
Ya da hiçbiri. O kadar çok şey seçmişti ki aslında hiçbirinin gerçekleşmesini beklemiyordu.
Beklemek.
Bad Delivery.
Ya da hiçbiri. O kadar çok şey seçmişti ki aslında hiçbirinin gerçekleşmesini beklemiyordu.
Beklemek.
Bad Delivery.
5.09.2008
pure
- Senin icin yalan soyluyorum elbette... Ama sana yalan soylemiyorum. Ama istiyorsan, bundan sonra onu da yaparim. Yarin gene bulusalim mi? Olur mu?...
Aslinda kimse, onu yasarken hayatinin en mutlu anini yasadigini bilmez. Bazi insanlar kimi coskulu anlarinda hayatlarinin o 'altin anini' 'simdi' yasadiklarini ictenlikle dusunebilir ya da soyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarinin bir yaniyla bu andan da guzelini, daha da mutlu olanini ileride yasayacaklarina inanirlar. Cunku ozellikle gencliginde, hic kimse bundan sonra herseyin daha kotu olacagini dusunerek hayatini surduremeyecegi gibi, insan eger hayatinin en mutlu anini yasadigini hayal edebilecek kadar mutluysa, gelecegin de guzel olacagini dusunecek kadar iyimser olur.
Ama hayatimizin tipki bir roman gibi artik son seklini aldigini hissettigimiz gunlerde, en mutlu animizin hangisi olugunu hissedip secebiliriz. Yasadigimiz butun anlar icerisinde neden bu ani sectigimizi aciklamak da, kendi hikayemizi bir roman gibi yeniden anlatmayi gerektirir elbette. Ama en mutlu ani isaret ettigimizde, onun coktan gecmiste kaldigini, bir daha gelmeyecegini, bu yuzden bize aci verdigini de biliriz. Bu aciyi dayanabilir kilan tek sey, o altin andan kalma bir esyaya sahip olmaktir.
Mutlu anlardan geriye kalan esyalar, o anlarin hatiralarini, renklerini, dokunma ve gorme zevklerini bize o mutlulugu yasatan kisilerden cok daha sadakatle saklarlar.
21.08.2008
so tell me why you listen
uyanıklık ve uyku arasındaki tek fark gözlerinizi açtığınızda geçen o beş saniyelik zaman dilimidir.
uykudan uyandığımda o beş saniyede aklıma gelen ilk düşünce...
uykudan uyandığımda o beş saniyede aklıma gelen ilk düşünce...
16.08.2008
only this moment
Istanbul- Aralık 1999
Gözbebeği: insalarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına gore değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne gore, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
Paris- Eylül 2001
Fotoğraf albümleri: Gözün, geçmişte gördüklerinden sadece güzel olanları hatırlamasını sağlamak için, belli aralıklarla dolaptan çıkarılan albümler.
Paris- Temmuz 2004
Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.
Zurich- Temmuz 2005
Kayıp gözün yeri boş kalır. Gözünü kaybettin mi yerini boş tutman gerekir. Boşluğa kil doldurmaya kalkarsan, sadece çukur şeklinde bir kil toprağı geçer eline.
Istanbul- Eylül 2005
Gözlerinden yaşlar gelene kadar gülersen sana şu basit gerçeği unutmamanı tavsiye ederler: ‘Göz yaşarana kadar gülmek” gülmekten ziyade ağlamaya yakındır.
Brussels- Aralık 2005
Yaşadıkça düzelmiyordu hayat, tıpkı yaşlanmakla büyümediği gibi kişinin. Bu da bir teselliydi sonuçta. Zamanla hiçbir şey değişmeyeceğine ve bu kusurluluk hali baki olduğuna göre rahat bir nefes alabilirdi.
Gözbebeği: insalarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına gore değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne gore, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
Paris- Eylül 2001
Fotoğraf albümleri: Gözün, geçmişte gördüklerinden sadece güzel olanları hatırlamasını sağlamak için, belli aralıklarla dolaptan çıkarılan albümler.
Paris- Temmuz 2004
Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.
Zurich- Temmuz 2005
Kayıp gözün yeri boş kalır. Gözünü kaybettin mi yerini boş tutman gerekir. Boşluğa kil doldurmaya kalkarsan, sadece çukur şeklinde bir kil toprağı geçer eline.
Istanbul- Eylül 2005
Gözlerinden yaşlar gelene kadar gülersen sana şu basit gerçeği unutmamanı tavsiye ederler: ‘Göz yaşarana kadar gülmek” gülmekten ziyade ağlamaya yakındır.
Brussels- Aralık 2005
Yaşadıkça düzelmiyordu hayat, tıpkı yaşlanmakla büyümediği gibi kişinin. Bu da bir teselliydi sonuçta. Zamanla hiçbir şey değişmeyeceğine ve bu kusurluluk hali baki olduğuna göre rahat bir nefes alabilirdi.
15.08.2008
n'arrivez-vous pas à dormir?
Jamais je n’ai pu te convaincre des raisons pour lesquelles je croyais à un monde sans héros. Jamais je n’ai pu t’expliquer que les malheureux écrivains qui inventent ces héros ne sont en rien des héros. Jamais je n’ai pu t’expliquer que ces gens dont les photos paraissent dans les magazines sont d’une autre espèce que la nôtre. Jamais je n’ai pu te convaincre de l’obligation où tu étais de vivre comme tous les autres. Jamais je n’ai pu te faire accepter que dans cette vie comme les autres, je devais avoir une place, moi aussi.
Donne-moi ton adresse, pour que je te rappelle, moi, tout ce dont tu ne peux plus te souvenir, mon pauvre, tu es en train de perdre peu à peu tous les paradis et les enfers dont tu rêves ou que tu as vécus.
Bien plus tard, après avoir discrètement retiré la fiche du téléphone et examiné les placards, les cahiers, les notes et les vieux vêtements, avec les gestes d’un somnambule à la recherche de ses souvenirs, je me coucha dans le lit et se laissa glisser dans un sommeil profond, tout en écoutant les bruits dans ma tête.
Et j’ai compris une fois de plus que ce qu’il y avait de plus beau dans le sommeil, c’était la possibilité qu’il vous offre d’oublier l’écart désespérant entre l’être et celui que vous voudriez devenir ; et de confondre avec une immense sérénité ce que vous ressentez et ce que vous n’avez jamais ressenti, ce que vous avez vu et ce que vous n’avez jamais vu, et ce que vous savez et ce que vous ignorez...
Donne-moi ton adresse, pour que je te rappelle, moi, tout ce dont tu ne peux plus te souvenir, mon pauvre, tu es en train de perdre peu à peu tous les paradis et les enfers dont tu rêves ou que tu as vécus.
Bien plus tard, après avoir discrètement retiré la fiche du téléphone et examiné les placards, les cahiers, les notes et les vieux vêtements, avec les gestes d’un somnambule à la recherche de ses souvenirs, je me coucha dans le lit et se laissa glisser dans un sommeil profond, tout en écoutant les bruits dans ma tête.
Et j’ai compris une fois de plus que ce qu’il y avait de plus beau dans le sommeil, c’était la possibilité qu’il vous offre d’oublier l’écart désespérant entre l’être et celui que vous voudriez devenir ; et de confondre avec une immense sérénité ce que vous ressentez et ce que vous n’avez jamais ressenti, ce que vous avez vu et ce que vous n’avez jamais vu, et ce que vous savez et ce que vous ignorez...
j'ai tout oublié.

Would you like some? Yes, but not today. What is this, patriotism? I don't want trouble. I'm not trouble. I've got to see you. Will you take my photo? I've never been photographed by a professional before. I'd really appreciate it. You've got a great face. Doesn't everyone? Just take my picture.I want to suck u senseless. I'm sorry. Did I photograph you? Did we meet somewhere? How do you know him? He has a funny way of showing it. Why can't he send you flowers? What were you so sad about? You want to talk about art? I'm serious. What do you think? I've never seen him before. This will hurt. Everybody knows that. Why are you dressed if you just had a bath? Oh, as if you had no choice? There's a moment, there's always a moment, "I can do this, I can give in to this, or I can resist it." And I don't know when your moment was, but I bet you there was one. I don't need "things." How do you feel? Thank you for your honesty. Now fuck off and die, you fucked up slag. How many paradise suites are there? Eight. I'd like to touch you. Later. Some of the time. What's so great about the truth? Try lying for a change. It's the currency of the world.I'm doing this because I feel guilty, and because I pity you. You know that, don't you? Have you ever see a human heart? It looks like a fist wrapped in blood! Go fuck yourself. I wanted to kill you. You wanted to fuck me. Fuck me. Again?
You did remember to pack my passport. In a place where you can't look. No one sees my passport picture. Were the chairs in the hospital grey or blue? Tell me what happened. You were perfect. I still am. I said, "Yes, she's mine." She's mine. Because I want to know everything. Because I'm a lunatic. Tell me. Nothing happened. You were living with someone else. What are you justifying? I'm just justifying anything. I'm just saying. What are you saying? I'm not saying anything. I just want the truth. Where are you going? Cigarettes. Everywhere is closed. I'll go to the terminal. When I get back, please tell me the truth. Why? Because I'm adicted to it. Because without it, we're animals. Trust me.
You did remember to pack my passport. In a place where you can't look. No one sees my passport picture. Were the chairs in the hospital grey or blue? Tell me what happened. You were perfect. I still am. I said, "Yes, she's mine." She's mine. Because I want to know everything. Because I'm a lunatic. Tell me. Nothing happened. You were living with someone else. What are you justifying? I'm just justifying anything. I'm just saying. What are you saying? I'm not saying anything. I just want the truth. Where are you going? Cigarettes. Everywhere is closed. I'll go to the terminal. When I get back, please tell me the truth. Why? Because I'm adicted to it. Because without it, we're animals. Trust me.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


