28.09.2012

Bin türlü ihtimali düşünüyorum.

 
Günler geçiyor ve ben farkediyorum ki bana son bir senede öğretilenlerin hiçbirini başaramadım. O kadar korkak ve güvensizim ki; hiç kimseye yaklaşmak istemiyorum.

24.09.2012

C'était donc ça, être adulte

Her gece uyumadan önce yatağımın kenarında dizili olan yüzlerce kitaba bakıyorum. S. ile yaptığımız bir konuşmada diğer evlerine taşınırken 170 koli kitap attıklarını söylemişti. Büyük bir kavgaya tutuştuk. Sanki aramızdaki sözsüz kardeşlik andına ihanet etmiş gibi. Kitaplarımızı nasıl çöpe atabilirsin...Okuduğun kitapları bana vermen gerekirdi...

Bana artık yorulduğunu söylemiş ve aklımı çelmek için ard arda e-reader'lar hediye etmişti. Sevinmiş gibi yapmıştım ama itiraf etmem gerekiyor ki; yıllardır hiçbirine elimi sürmedim. Zira ben okuduğum şeye dokunmak istiyorum, aynı sevdiğim şeylere dokunmak istediğim gibi.

12 yaşında olmam muhtemeldir ki; S. bir akşam odama gelip elime oldukça kalın bir kitap tutuşturdu. Bunu oku! dedi. Önümüzdeki on beş gün boyunca bunu yapmaya çalıştım ama başaramadım; oldukça sıkıcı ve anlamsızdı. Bir gece sinirlenip yapamıyorum al bu kitabı dedim. Pis pis güldüğünü hatırlıyorum;"daha küçüksün bunu başaramayacağını anlamalıydım." Halbuki o da sadece 14 yaşındaydı..

O kitap daha sonra dünyada en çok sevdiğim kitap oldu. Onlarca defa ard arda okudum, her gittiğim ülkede her girdiğim kitapçıda yan gözle onu aradım. Başka dillerde yazılmış bir sürü versiyonunu satın aldım.

Ama hiçbir şey S.'nin beni bırakıp dünyanın öbür ucuna gitmesinden dolayı içten içe duyduğum öfkeyi azaltmadı.

21.09.2012

pico!

Sevgili M.,
 
Uzun zamandır konuşmuyoruz ve aslında bunun tek sebebinin benim vurdumduymazlığım olduğunu biliyorum. Mesajlarına cevap vermek istemiyorum çünkü duymak istediğin cevapları vermediğim zamanlarda takındığın agresif tavırlar beni korkutuyor. Senin gibi iyi kalpli bir adamın bu hale gelmiş olması çok ürkütücü.
 
Sana yıllardır itiraf edemediğim tek bir şey var; ben aslında o şaşalı partileri, aristokrat kadınları, yerlere kadar eğilen görevlileri, pahalı elbiseleri ve arabaları hiç sevmedim. Ayrıca St. Tropez'de oldukça boktan bir yer. Bence oraya tatile gitmeyi bırakmalısınız. Üzgünüm, bunları daha önce söyleme fırsatım olmadı.
 
Senin aklında kalan hatıralar ve benimkiler aynı değil. İzninle aklımda kalan en belirgin anıyı paylaşmak isterim ki; o görüntüdeki en temel resim o gece havanın çok soğuk ve saatin de oldukça geç olduğuydu...
 
O kadar çok uyuşturucu almıştık ki bir ara kalp krizi geçirebileceğim gerçeği aklıma geldi. Ama nedense hiç korkmadım. Elimde bir hamburger vardı ve o sırada bir Türkle dalga geçiyordum. Hava çok soğuktu, sürekli bunu hatırlıyorum. O an göz göze geldiğimizde ne kadar yakışıklı olduğunu, bana hep sadık kalacağını ama seni yeteri kadar zeki bulamadığım için bu hayatta yapmak istediklerimle ilgili bana hep ayak bağı olacağını düşünmüştüm.
 
Düşündüğüm hiçbir şeyde yanılmamışım.
 

23!

İki gece önce Ö'yü gördüm. O restaurantdan içeri girerken nedense O'nun orada olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Quelle betise! Halbuki bütün 20li yaşlarını birlikte geçirmiş insanlar olarak O'nun orada olmaya diğer birçok insandan daha fazla hakkı vardı. Aslında gerçeği itiraf etmek gerekirse O'nun varlığını o kadar unutmuştum ki bir kez bile aklıma gelmemişti.
 
Oturduğu yere her kafamı çevirdiğimde aslında içinde bulunduğumuz duruma üzüldüğümü malesef inkar edemeyeceğim. Bu hikayede hangimizin mahçup ve hangimizin kızgın olduğunu kestiremiyorum. Ben hala kızgın olan tarafım sanırım, muhtemelen o benim için başka bir sıfat kullanıyordur: Bencil!
 
Tuvalete gitmek için yanımdan geçerken kafasını eğdi. Göz göze gelmemek için büyük bir çaba harcamama ve asla konuşmak istememe karşın; O'nun kafasını eğmesi içime işledi. Gecenin sonunda hesabı öderken de aynı hareketi yapacak ve o gece O'na dair aklımda sadece bu iki şey kalacaktı...
 
O geceyi diğerlerine anlattığımda herkes birbirine bakıp sessiz kalmayı tercih etti. Bu sessizliğin O'na karşı yaptığım bencilliğin ve hırçınlığın teyidi olduğunu hemen anlamıştım bile.

20.09.2012

Yedinci gün...


Olduğum söylenen kişi ile olduğumu bildiğim kişi arasında sıkışıp kaldım. Aylardır yazamıyorum. Anladım ki ne kadar uykusuz kalırsam ve ne kadar yorulursam düşünmeye vakit kalmıyor. Dışarıda güvendiğim insanların yanında olmadığım zamanlarda tek yapmak istediğim şey saatlerce yüzmek. 

Tekrar hatırladım ki; aklın kimyası ve aşkın kimyası birbirinden oldukça farklıdır.