21.09.2008

does someone have a tape?


chemicals will knock you down. cause i know you can`t sleep. i want you to remember everything you said. it's all around you. your phone is off the hook. the snow on my lenses distorting the image of what was only one of you and i didn't know which one to address as your lips moved. whenever i come back, the air on railroad is making the same sounds and the shop fronts on holly are dirty words.


now we all know the words were true. malheuresement.

12.09.2008

bunny suicide.





Kozmik kara deliklerin dünyayı yutabileceği şu günlerde, bir kere daha farketmiş olduğumuz gibi: mutluluk, mutsuzluk, acı, ün, başarı diye sınıflandırılmaya çalışılan portakallar aslında hep başkalarına bağlı...



Halbuki bilimde sabit bir değişmez olmadan ilerlemeye çalışmak çoğu zaman başımızı belaya sokar. Pi sayısının sabitliğini ispatlamak için sayfalarca - tahtalarca mı demeliyim- demonstration gösterebilecek kapasitede olmama rağmen, şu an yaptığım iş bunlardan hayli uzak. Aslında eskiden çok sık yaptığımız ama şu sıralar pek de boşladığımız o ünlü oyun gecelerine dönecek olursak, zaman yolculuğu ve pi sayısı üzerine saatlerce konuşabilir ve bunların hepsine de bilimsel kılıflar bulabilirim.


sizi hiç şaşırtmadan...
Her name is Clara.


O müthiş mağazaya girdiğim zaman o kadar etkilenmiştim ki sanki sanatçısına saygımı göstermem gerekircesine bir parça elbiseye binlerce küsür para ödemiştim. Şimdi düşünüyorum ama adamın ismini hatırlayamıyorum. Halbuki şimdi o ülkeye tekrar gitsem pıtır pıtır yürüyerek sokakları caddeleri geçer, sola sonra da sağa dönüp orayı tekrar bulabilirdim. Hatta detayları o kadar aklımda ki, doğumgünümde o sokağın paralelinde bir otelde kalmıştık. Ne istediğimizi şu an tam hatırlamıyorum ama oda servisi için içeri giren görevlinin ne kadar da uzun boylu ve iri olduğu hala aklımda... Zaten hikayede kimsenin dikkatini çekmeyen saçma sapan detaylar hep benim aklımda kalır. Nedense sebebini hala bilmiyorum.

Yan caddede elmas satıcılarının olduğunu hatırlıyorum. O sokakta gezerken aslında herşeyin ne kadar da dramatik geldiğini hatırlıyorum.


Hintlilerin zekasını her zaman takdir etmiş olsam da bileklerine kelepçeli çantalar ve o çantalar içindeki milyonlarca euroluk elmaslara hiçbir zaman anlam veremedim. Kadınların neden mücevher takmak istediğine, neden birine evlenme teklif etmek için pahalı mücevherler alınması gerektiğine anlam veremediğim gibi...


Sonra gecenin bir vakti tüm ısrarlara rağmen arabadan birşeyimi almak için dışarı çıkmak için ısrar etmiştim. Aslında bu öylesine bir mazeretti. Kapıdan çıkarken, otel görevlisinin neredeyse yerlere kadar eğilerek beni selamlaması aslında çok utandırdı beni. Bu merasimleri her zaman gereksiz ve utanç verici bulmuşumdur. Karşıdaki kocaman parka doğru yürüdüm. Her zamanki gibi yağmur yağmıştı ki yağmur bu ülkenin vazgeçilmezlerinden biriydi ne yazık ki... Orada durup sigara içtiğimi, yanımdan geçen Hintli elmas satıcılarına hüzünle baktığımı hatırlıyorum.


Şimdi bu olaydan çok sonra, neden bu anı düşündüğüm sorulacak olursa, bunun cevabı olarak yeni kesilmiş çimlerin kokusunu öne sürebilirim. Aslında insanların yaşadığını iddia ettiği deja-vu'ler kokulardan kaynaklanır.

Ekim 2007'de koca bir plazanın milyonbilmemkaçıncı katında çalışırken gökyüzüne baktığım zaman; her ne kadar kesilmiş çim kokusunu duymamış olsam da aynı şeyi hissetmiştim. Aslında ne o plazayı ne de o şehirdeki oteli sevmiştim.




10.09.2008

marginal efficiency of capital

Annual percentage yield earned by the last additional unit of capital. It is also known as marginal productivity of capital, natural interest rate, net capital productivity and rate of return over cost.

Ya da hiçbiri. O kadar çok şey seçmişti ki aslında hiçbirinin gerçekleşmesini beklemiyordu.

Beklemek.

Bad Delivery.

5.09.2008

pure






- Senin icin yalan soyluyorum elbette... Ama sana yalan soylemiyorum. Ama istiyorsan, bundan sonra onu da yaparim. Yarin gene bulusalim mi? Olur mu?...



Aslinda kimse, onu yasarken hayatinin en mutlu anini yasadigini bilmez. Bazi insanlar kimi coskulu anlarinda hayatlarinin o 'altin anini' 'simdi' yasadiklarini ictenlikle dusunebilir ya da soyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarinin bir yaniyla bu andan da guzelini, daha da mutlu olanini ileride yasayacaklarina inanirlar. Cunku ozellikle gencliginde, hic kimse bundan sonra herseyin daha kotu olacagini dusunerek hayatini surduremeyecegi gibi, insan eger hayatinin en mutlu anini yasadigini hayal edebilecek kadar mutluysa, gelecegin de guzel olacagini dusunecek kadar iyimser olur.





Ama hayatimizin tipki bir roman gibi artik son seklini aldigini hissettigimiz gunlerde, en mutlu animizin hangisi olugunu hissedip secebiliriz. Yasadigimiz butun anlar icerisinde neden bu ani sectigimizi aciklamak da, kendi hikayemizi bir roman gibi yeniden anlatmayi gerektirir elbette. Ama en mutlu ani isaret ettigimizde, onun coktan gecmiste kaldigini, bir daha gelmeyecegini, bu yuzden bize aci verdigini de biliriz. Bu aciyi dayanabilir kilan tek sey, o altin andan kalma bir esyaya sahip olmaktir.




Mutlu anlardan geriye kalan esyalar, o anlarin hatiralarini, renklerini, dokunma ve gorme zevklerini bize o mutlulugu yasatan kisilerden cok daha sadakatle saklarlar.